‘Dirilen şehid’in Fransız torunları / HABER
.jpg)
‘Dirilen şehid’in Fransız torunları
Çanakkale Savaşı’nda esir düşen Türklerden biridir Tireli Çalık Hüseyin. Yıllarca Fransa’da yaşar ve orada ölür. Bugün torunları onun hatırasını yaşatmaya çalışıyor.
“Bakın hiç bize benziyor mu? Buraların insanı genelde mavi gözlü, beyaz tenli olur. Bu babasına, Türk soyuna çekmiş. Kara” diyor Emmanuelle Pieterarens, bir eliyle eşi Vincent Hüseyin’i diğeriyle de yavrusu Luna’yı göstererek… Luna, Fransa’nın kuzeyindeki Lille şehrinde yaşayan tarih öğretmeni Vincent Hüseyin Pieterarens ve tiyatrocu eşi Emmanuelle’in henüz kırkını çıkarmamış minik bebeği. 1915 yılında Çanakkale’de Fransızlara esir düşen Türk erlerinden Tireli Çalık Hüseyin’in torununun torunu.
Vincent Hüseyin, “Soyumuz Türk. Bundan da gurur duyuyorum” diyerek başlıyor anlatmaya, Türklüğüne sık sık vurgu yaparak. Ancak, bir gerçeği de itiraf etmeden geçmiyor: “Biz artık Fransızlaştık.” Vincent Hüseyin’in büyük dedesi Çalık Hüseyin, savaştan sonra memleketine dönmeyince askerlik şubesinde künyesine şehit; nüfus dairesinde ise kütüğüne ölü yazılan bir Çanakkale gazisi…
Evinde buluştuğumuzda Vincent Hüseyin Pieterarens oldukça heyecanlıydı. Hareketleriyle Türklere çok benziyordu. Beş saat boyunca hiç durmadan anlattı, aile şeceresinin izinde arşivden arşive koşuşturmasını…
Fransa’da tren yolu işçisi bir Türk
Dedesi, Çalık Hüseyin’in oğlu Gilbert (asıl adı Maurice Eugene Hüseyin Pieterarens) 1992 yılında vefat eder. Dedesinin Katolik olduğunu belirten Vincent; “Dedem, babası hakkında pek konuşmazdı” diyor. Bu yüzden, Vincent’in Çalık Hüseyin hakkındaki bilgileri de hayli sınırlı: “Tire’den Çanakkale’ye savaşmaya gelmiş ve esir düşmüş. Devamlı nargile çekermiş ve bir seccadesi varmış. İkinci kez evlendiği Fransız kızının ismi ise Rachel Marcotte.”
Çanakkale’de Fransızlara esir düşen Çalık Hüseyin, La Somme bölgesine getirilmiş. Büyük dedesinin daha sonra ulaştıkları kimlik kayıtlarında tren yolu işçisi olarak kaydedildiğini belirten Vincent Hüseyin, Fransa’nın o dönemde savaş esirlerini yol yapımında kullandığını söylüyor. Çalık Hüseyin, 1918 ya da 1919 yılında, daha önce Belçikalı biriyle evlenmiş olan; fakat ayrı yaşayan Marie Eugene isimli Fransızla birlikte yaşamış. Vincent Hüseyin, büyük dedesinin 1920 yılında mütarekenin ardından Türkiye’ye dönerek, köyünde işlerini hallettiğini, sonra da Fransa’ya geri döndüğünü söylüyor. Fakat, daha sonra ortaya çıkan bilgilerden Çalık Hüseyin’in köyüne varmadan Fransa’ya döndüğü anlaşılıyor.
Aile soyunu araştırma merakı yirmili yaşlarda başlar, Vincent Hüseyin’in… Sonra bu araştırmalarını derinleştirir. Hatta, 1987 yılında tek başına, 1988’de ise babası Bernard Eugene Hüseyin Pieterarens (Çalık Hüseyin’in torunu) ile Türkiye’yi turist olarak ziyaret eder… Organize turlarla geldiklerinden Tire’yi ziyaret edemezler. Vincent Hüseyin ve babası, ancak 1994 yılında büyük dedeleri Çalık Hüseyin’in izlerini araştırmak için haritadan buldukları İzmir’in Tire ilçesine ulaşırlar.
Çalık Hüseyin’i tanıyorum diyen sesi duyunca…
“Büyük dedemin yaşadığı yeri bulma ve ondan bir ize rastlama isteği neredeyse bir takıntı haline gelmişti” diye heyecanla anlatıyor Vincent Hüseyin… Tire’de ilk işleri postaneye giderek telefon rehberlerinde Çalık soyadını (Çalık, Çanakkale gazisi Hüseyin’in lakabı oluyor. Ailesi, soyadı kanunundan sonra Çalık’ı soyisim olarak kabul ediyor) aramak olur. Bulamayınca bu sefer Çelik soyadına bakarlar. Hatta, kendilerine yardımcı olan bir orman mühendisiyle “Çelik” soyadını taşıyan aileleri dolaşırlar. Sonuç alamazlar…
Korsika’da çalıştırılan binlerce Türk esir
Umutların tükendiği sırada, “Tire’den Çanakkale savaşına gidenlerin bir listesi olabilir” düşüncesiyle belediyeye gitme fikri çıkar ortaya… “Her şey tesadüflü” oldu diyerek şaşkınlığını dile getiriyor Vincent Hüseyin. Belediyede, bir iş için sırada bekleyen köylülerden biri Çalık Hüseyin ismini duyunca, “Çalık Hüseyin’i, tanıyorum” diyerek bağırır. Sonra, hep birlikte Tire’nin Kireli köyüne giderler. Çalık Hüseyin’in kız kardeşi Emine’nin soyundan gelen Süleyman isimli kişinin evine misafir olurlar. Meğer, köyde herkes Çanakkale gazisi Çalık Hüseyin’in hikâyesinden haberdarmış. Eldeki fotoğraflar karşılaştırılır. “Şaşırdık kaldık. İki üç gün önce geldik, kendimize bir aile bulduk” diyen Vincent Hüseyin, babasıyla üç dört gün köyde kaldıklarını dile getiriyor.
Fransa’ya dönünce doktora tezini Fransa’ya getirilen Türk esirler üzerine yapmaya karar verir Vincent Hüseyin… Dışişleri Bakanlığı ile askeri arşivlerde iz sürmeye başlar. Fransa’nın değişik bölgelerine getirilen binlerce Türk askerinin ismine rastlar. Örneğin, Korsika’da çalıştırılan bin kişilik bir Türk esirleri listesine ulaşır. Vincent Hüseyin, bunlardan birçoğunun büyük dedesi gibi Türkiye’ye dönmeyip Fransa’da kalmış olabileceğine dikkat çekiyor.
Gazetelerde dirilen Çanakkale şehidi
Savaş arşivlerinde büyük dedesinin isminden başka bir şeye ulaşamayan Vincent Hüseyin, onun Fransa’daki hayatına ilişkin bilgileri Amiens’deki kadastro arşivlerinde bulur. Arşivlerde, büyük ninesi Marie Eugene’nin ayrı yaşadığı ama resmen boşanmadığı, soyadı Pieterarens olan Belçikalı biri ile evli olduğunu görür. Çalık Hüseyin, evin hizmetçisi olarak geçmiştir kayıtlara. Marie Eugene, Çalık Hüseyin’den olan oğlu Gilbert’i de ayrı yaşadığı Belçikalının üzerine yazdırmıştır. Bundan dolayı, ailenin soyadı “Pieterarens” olarak devam ediyor.
Vincent Hüseyin, o dönemde bir yabancıyla, üstelik bir savaş esiri Türk’le evlenmenin iyi karşılanmayacağına dikkat çekerek, büyük dedesi Çalık Hüseyin’le gayr-i resmi olarak birlikte yaşayan Marie Eugene’nin toplumsal baskıdan çekinmiş olabileceğini söylüyor. Buna rağmen, isimlerine Hüseyin (Hussein olarak) eklenmiş. Marie Eugene, 1939’da vefat eder.
Dedesi Gilbert’den, büyük dedesinin Marie Eugene’nin ölümünden sonra birlikte yaşadığı 18 yaşındaki Fransızın ismini öğrenen Vincent Hüseyin, bu sefer de onun peşine düşer. Uzun araştırmalardan sonra Rachel Marcotte’u bulur ve büyük dedesine ait diğer ayrıntıları da ondan öğrenir.
Çalık Hüseyin, 1950’li yıllarda Rachel Marcotte ile birlikte Kireli köyüne döner. Köylü, Çanakkale’den dönmeyince künyesine ‘şehit’ yazılan Çalık Hüseyin’i görünce şaşırır. Kireli’ye gelerek Çalık Hüseyin’le görüşen gazete ve dergiler; “dirilen şehit”, “Kırk sene sonra Fransız dilberiyle döndü” gibi başlıklar atar… Çalık Hüseyin, 1953 yılında Aydabir dergisine verdiği mülakâtta, 1920 yılında Türkiye’ye geldiğini, fakat İstanbul’dan geri döndüğünü söylüyor: “Sene 1920, İstanbul’a döndüm. Doğru köyüme gidecektim. Bandırma’ya geçtim. Ama orada yine karşıma kara bir haber çıktı: ‘Geri dön, Yunanlar İzmir’e girdi. Yakalanırsın! Ne denir? Nasibimiz gurbetmiş! Çaresiz yine işgal altında inleyen İstanbul’a döndüm… Birkaç ay sonra da bir pasaport uydurup Fransa’ya geçtim.”
Uzun süre Fransız vatandaşı yapmazlar
Türkiye’de ölü olarak gözüktüğü için haklarından mahrum kalan ve zorluklarla karşılaşan Çalık Hüseyin, çaresiz, hayatının geri kalanını Fransa’da geçirir. Büyük dedesinin son yıllarını “acı ve hüzünlü” olarak niteleyen Vincent Hüseyin, Türkiye’de yok sayılan Çalık Hüseyin’in birçok kez Fransız vatandaşlığına başvurmuş olmasına rağmen hep reddedildiğini, ancak ölümünden bir yıl önce bu amacına ulaşabildiğini söylüyor.
Çalık Hüseyin, Fransa’ya döndükten sonra yakalandığı böbrek hastalığından kurtulamayarak 1955 yılında hayatını kaybeder. Rachel Marcotte ise Ali isminde bir başka Türkle evlenir. Bugün, Çalık Hüseyin’in hangi mezarda olduğu bilinmiyor. Fransa’da, bakımı yapılmayan mezarlar boşaltılarak yeniden kullanılmak üzere satıldığından, Çalık Hüseyin’e ait kabrin de bu şekilde ortadan kaybolduğu sanılıyor.
Bir başka acı gerçek ise şu: Marie Eugenie, çocuğunun soyadını Pieterarens yazdırdığı için soyu da kayıplara karışmış durumda. Vincent Hüseyin’in tek tesellisi ise büyük dedesinin hatırasını yaşatmak için erkek çocuğu olduğunda adını Hüseyin koyacak olması.
Vincent Hüseyin, fırsat buldukça Tire’nin Kireli köyünü ziyaret ediyor. En son ziyaretini 2001 yılında gerçekleştirmiş. Çanakkale’de, Fransızlarla Türklerin savaştığı cepheleri tek tek gezmiş. “Bir gün Türk vatandaşlığına başvurmayı düşünür müsün?” diye sorunca duygulanıyor ve “Aslında bizler burada Türkiye’nin Truva atlarıyız” diyerek espri ile karışık bir cevap veriyor.
KAYNAK: Ali İhsan Aydın – Aksiyon Dergisi Sayı: 512 – 27.09.2004
1915 yılında Almanlarca tasarlanan Çanakkale Anıtı / HABER
.jpg)
1915 yılında Almanlarca tasarlanan Çanakkale Anıtı
Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nün ev sahipliğinde düzenlenen ‘Sanat Tarihi Sempozyumu’nda bir sunum gerçekleştiren Erzurum Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yavuz, Alman arşivlerinde gizli kalmış bir gerçeği gün yüzüne çıkardı. Yrd. Doç. Dr. Yavuz, Alman mimar Wilhelm Löffler’in, 1915’te Çanakkale şehitleri için bir anıt kule tasarımı yaptığını, ancak bunun yıllarca Alman arşivinde gizli kaldığını söyledi.
ÇOMÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nün ev sahipliği yaptığı ‘XII. Ortaçağ- Türk Dönemi Kazıları ve Sanat Tarihi Sempozyumu’ Çanakkale Savaşları’yla ilgili bilinmeyen çok ilginç bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Terzioğlu Yerleşkesi’ndeki Troia Kültür Merkezi’nde başlayan sempozyumun ilk oturumunda sunumunu gerçekleştiren Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nde görevli Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yavuz, 2007 yılı sonunda Berlin Teknik Üniversitesi Mimarlık Arşivi’nde yaptığı araştırmada, Çanakkale Savaşları henüz devam ederken 1915 yılında Alman mimar Wilhelm Löffler’in Türk ve Alman askerleri anısına anıt kule tasarımı yaptığını belirlediğini söyledi.
Alman mimar tarafından Çanakkale Savaşları anısına tasarlanmış anıt kuleyi tanıtan öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yavuz, şunları söyledi: “Berlin Teknik Üniversitesi Mimarlık Arşivi’nde yaptığım araştırmada Alman mimar Wilhelm Löffler tarafından 22 Nisan- 19 Haziran 1915 tarihleri arasında tasarlanmış bir anıt kule projesine rastladım. Yaptığım arşiv çalışmalarında mimarın Çanakkale Savaşları’ndaki Türk- Alman silah arkadaşlığı, kahramanlıkları ve ortak zaferine vurgu yapan devasa boyutlarda bir anıt kule tasarladığını tespit ettim. Bu tasarım 49.6 x 33.7 santimetre boyutlarında bir karton üzerine 1/300 ölçekli olarak ve kurşun kalemle çizilmiş. Anıt yapımında iki renkli düzgün kesme taş malzeme sütun ve kemerlerde mermer kullanımının öngörüldüğü söylenebilir. Tasarım üzerindeki 1/300 ölçekten hareket edilerek anıtın bazı rakamsal bilgilerine ulaşmakta mümkündür. Bu ölçeğe göre anıtın yüksekliği 110 metre olarak ortaya çıkıyor. Her bir yüzünün kaide genişliği 27 metre, kubbe çapı 19 metredir. Anıt kulede bazı sembolik unsurlara da rastlamak mümkün. Örneğin iki kollu merdivenin duvarlarında kullanılan taşların istiflerinin daha serbest ve doğal görünmesi savaşlar esnasında şehit düşmüş askerleri mi sembolize edecekti sorusunu akla getirebilir. Bir başka soru ise taşlar üzerindeki ters istikametlerde oluşturulan iri çizgilerin de acaba aynı görevleri mi olacaktı. Ayrıca kubbenin bir Alman tacıyla taçlandırılması da ilginçtir. Aslında Türk boğazlarında yapılması düşünülen bu tür anıt bir kulenin büyük bir alem veya gönderiyle sonuçlandırılması daha uygun olacaktır. Ancak bu durum tasarımı yapan mimarın Alman olmasıyla açıklanabilir.”
Tasarım Propoganda Aracı olabilir
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yavuz, tasarımın altında mimarın imzasını taşıyan Almanca bir bilgi notu bulunduğunu belirterek, “Bu bilgi notunda ‘Bu tasarımla birlikte Tanrıdan dileğim o dur ki bu bize düşmanlarımız karşısında Çanakkale’de zaferi bahşedecektir. İsterim ki Çanakkale ve İstanbul boğazlarının hakimi Ruslar değil Türkler olsun. Zira Rus kuvvetlerinin burada artan sınırsız baskısı Avrupa ve Avrupa kültürü için sınırsız bir felaket olacaktır. Bu tasarım, Alman ve Türk varlığının, ruhunun, gücünün birlikte çalışmasının anıtsal bir ifadesi olmalıdır’ yazıyor. Bu bilgilerden hareketle söz konusu anıt ve tasarımının bir nevi savaş propaganda aracı olarak düşünüldüğünü söyleyebiliriz. Zira 1. Dünya Savaşında Rusların asıl hedefi Türk boğazlarına Rus bayrağını dikmekti. Nitekim kazanılan zaferin ardından yapılacak olan bu anıt başta Ruslar olmak üzere işgal güçlerine de en güzel cevap olacaktı” diye konuştu.
Bir Çok Soru İşareti Var
Anıt kule ile ilgili cevap bekleyen bir çok sorunun da bulunduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yavuz, şöyle devam etti: “Örneğin tasarımı yapan mimara bu görevin ne şekilde ve kim tarafından verildiği bilinmiyor. Osmanlı mı yoksa Alman harbiye nezareti tarafından verildiği sorularının cevabı henüz bulunamamıştır. Başbakanlık Osmanlı arşivlerinde yaptığımız araştırmada söz konusu mimar ve tasarımına ait herhangi bir arşiv belgesi veya bilgisine ulaşamadık. Almanya’daki arşivlerde mimarın 1850 doğumlu olduğu belirlenmiş ancak 1930 yılına kadar hayatta olduğunu bilmemize rağmen ölüm yılı bulunamamıştır. Mimarın biyografisi veya çalışmalarına ait bilgilere de ulaşamadık. Dolayısıyla bir Alman harbiye nezareti mimarı olabileceğini söyleyebiliriz.”
Osmanlı Diktirmezdi
Toplam yüksekliği 110 metre olacak anıtın bugünkü Şehitler Abidesi’nin yakınlarına konulmasının tasarlandığını aktaran Yavuz, “Sonuç olarak, böyle bir anıt kulenin teknik olarak yapılabileceği fakat Osmanlı’nın o günkü ağır şartlarda böyle bir anıtı Çanakkale Boğazı’na veya Türk boğazlarının herhangi bir yerine inşa ettirmesi uzak bir hayal olarak görülmektedir. Anıtın yapımının müttefikimiz olan Almanya tarafından istenilebileceği düşünülebilir. Fakat savaş sonrasında da anıtın yapımına ilişkin herhangi bir girişimin olmadığı anlaşılıyor. Geriye tek bir ihtimal kalıyor o da bu anıt ve tasarımının tamamen bir savaş propaganda veya moral anıt olarak mimara sipariş edilebileceği veya mimarın kendisinin böyle bir tasarım yapma ihtiyacını kendine vazife edindiği söylenebilir” dedi.
Mustafa Kemal’in Fevzi Çakmak’a yazdığı mektup / İNCELEME
.jpg)
Mustafa Kemal’in Fevzi Çakmak’a yazdığı mektup
Atatürk’ün Fevzi Paşa’ya Yazdığı Mektup, Kahraman Mehmetçik’teki Yüksek Ruhu Gözler Önüne Serdi.
Çanakkale Savaşı’nda Anafartalar Grup Komutanı olarak görev yapan Albay Mustafa Kemal’in, 8 Eylül 1915 tarihinde, Seddülbahir Cephesi’nde çarpışan 5′inci Kolordu Komutanı Fevzi Paşa’ya (Çakmak) kardeşinin şahadetine taziye için yazdığı duygu yüklü mektup, kahraman Mehmetçik’teki yüksek ruhu gözler önüne serdi.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır, Çanakkale Savaşları’nda şehit olan subaylarla ilgili yaptığı araştırmalar kapsamında Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’in, 8 Eylül 1915 tarihinde taziyelerini bildirmek için Fevzi Paşa’ya yazdığı bir mektuba ulaştı. Yrd. Doç. Dr. Sayılır, çok özel olan bu mektubun Mustafa Kemal’in kadirşinaslığını bir kere daha ortaya koyduğunu söyledi. Yrd. Doç. Dr. Sayılır, Mustafa Kemal’in 20 kilometre mesafedeki Fevzi Paşa’ya üsteğmen olan kardeşi Mehmet Nazif’in Conkbayırı Muharebesi’nde şehit olduğunu, mektubunda “Büyük fedakarlıkların gerektirdiği bazı acılara tahammül etmenin zorunlu olduğu sizce de malumdur. Bu zorunluluğun doğurduğu ve sizi üzüntüye sevk edeceği tabii olan kardeşinizin şahadet haberi, bendenizi de gerçekten müteessir etmiştir” sözleriyle bildirdiğini aktardı. Sayılır, buradan Mustafa Kemal ile Fevzi Paşa arasındaki dostluk bağının ne kadar güçlü olduğunu anlamanın mümkün olduğunu kaydetti.
İşte O Mektup
Anafartalar Grubu
08 Eylül 1915
Huzur-ı Alilerine,
05 Eylül 1915 tarihli mektubunuzu dün aldım. Hakk-ı âcizânemde izhâr buyurulan iltifât ve teveccühâtınıza arz-ı teşekkür ederim.
Vatan-ı mukaddesimizi çiğnemeye çalışan hâin düşmana ancak âli-himmet arkadaşlarımızın istihkar-i mevt eylemeleri sayesinde iyi dersler verilmekledir. Vatanı tahlis için hûn-ı hamiyetlerini büyük bir şevk ile îsâr eden arkadaşlarımın gayretleriyle düşmanın her nevi teşebbüsat-ı müstakbelesine de mâni olunacağı hakkındaki itminanım ber-kemaldir.
Ancak, bu derecedeki âsâr-ı fedakarînin istilzam eylediği bazı acılara tahammülün zaruri olduğu zât-ı âlilerince de musaddaktır. Bu zaruretin ilcââtıyla sizi dûçâr-ı me’yüsiyet edeceği tabii bulunan biraderinizin haber-i şehâdeti bendenizi cidden müteessir ve giryân eylemiştir.
Şehid-i mağfur biraderiniz 08 Ağustos 1915’te millet ve memleketin hayat ve memat noktası olan Conkbayırı’nda düşmana atılan sufûfun ilerisinde idi.
Teessüratınıza bütün safvet ve samimiyet-i kalbiyemle iştirak eder ve Cenâb-ı Hakkın zât-ı âlilerine, aile-i kederdidenize sabr-ı cemîl buyurmasını tazarru ile arz-ı meveddet ve arz muhâleset ederim efendim.
Anafartalar Grubu Kumandanı Mustafa Kemal Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır, Mustafa Kemal’in, taziye mektubunda Gelibolu Cehpesi’nde çarpışan asker ve subaylara olan inancını da “Mukaddes vatanımızı çiğnemeye çalışan hain düşmana, ancak ölümü hiçe sayan arkadaşlarımızın sayesinde iyi dersler verilmektedir. Vatanı kurtarmak için temiz kanlarını büyük bir coşkuyla akıtan arkadaşlarımın gayretleri ile düşmanın şimdi ve gelecekteki her çeşit girişimine engel olunacağı hakkındaki inancım tamdır” sözleriyle ortaya koyduğunu ifade etti. Bu sözlerin Mehmetçik’in Çanakkale’de sergilediği üstün ruhu anlattığını dile getiren Yrd. Doç. Dr. Sayılır, “Bir komutanın askerlerine ve subaylarına olan güveni bu şekilde olduğu sürece zaferin kaçınılmaz olacağı aşikardır. Zaten öyle de olmuştur ve Çanakkale Savaşları Mustafa Kemal’in de belirttiği gibi bu yüksek ruh sayesinde kazanılmıştır” dedi.
Mehmet Nazif Kimdir?
Mustafa Kemal’in, ağabeyi Fevzi Paşa’ya şehadet haberini verdiği Üsteğmen Mehmet Nazif, 1902’de girdiği Harp Okulu’ndan 1905’te teğmen olarak mezun oldu. 1908’de ise Üsteğmenliğe terfi etti. Çanakkale’nin Bayramiç İlçesindeki Askerlik Şubesi 2′inci Bölüğü’nde görevli iken 3′üncü Kolordu Komutanlığı’nın isteğiyle 14 Nisan 1914’de 64′üncü Alay’a tayin edildi. 8 Ağustos 1915′de 64′üncü Alay 2′nci Tabur 1′inci Bölük Komutanı olarak görev yaptığı Conkbayırı’nda düşmanı buradan atmak için yapılan süngü taarruzu sırasında şehit oldu. Şehit olduğu yere ise kendi adına bir anıt dikildi. Mehmet Nazif, evli ve 2 çocuk babasıydı. Eşinin adı Emine, kızının adı Fatma Müfide, oğlunun adı ise Ali Adnan idi.
Kardeşleri Şehit Oldu
Fevzi Paşa’nın üç erkek kardeşi vardı. Kardeşlerinden Muhtar Bey Balkan Savaşı’nda 1912’de üsteğmen rütbesindeyken Manastır’da şehit oldu. Diğer kardeşi Sami Bey daha askeri Rüştüye’de öğrenci iken, 17 yaşında hayatını kaybetti. Mehmet Nazif ise 8 Ağustos 1915’de Conkbayırı muharebesinde bölüğünü süngü hücumuna kaldırdığı sırada şehit oldu. Fevzi Paşa ailenin hayatta kalan son erkek evladıydı.
Australian War Memorial 25 Nisan fotoğrafları yayınladı / İNCELEME
.jpg)
Australian War Memorial 25 Nisan fotoğrafları yayınladı
Australian War Memorial kara muharebelerinin başladığı 25 Nisan çıkartmalarının 94. yıldönümü dolayısıyla, yüksek çözünürlüklü 25 Nisan 1915 tarihli fotoğraflar yayınladı.
Fotoğraflara şu linkten ulaşabilirsiniz: